“Daha ne olabilir ki?” diyenler… Dördüncü bölüme hoş geldiniz. Cevabımız basit: Her şey. Bu bölüm, artık sadece karanlık değil, aynı zamanda kişisel.
⚠️ UYARI: Squid Game finali hakkında detaylı SPOILER içerir. “Sonunu tahmin ettim”cular, “Bu ne biçim twist?”çiler... Hepsi burada. Tartışmalar gergin, fikirler bölücü. Ama keyifli.
📢 Dept Q Podcast – Bölüm 4 şimdi yayında. Gizemi sevene, karakteri dert edene, sesi biraz boğuk gelince trip atmayanlara özel.
🎧 Kulaklığını tak. Düşün. Çöz. Sorgula.
Soner: But when you were rushed into hospital and he never left and were out of surgery, out of, how do you know that? Mel never said anything. Did you ever ask? It wasn't exactly a picnic for me either. Did you ever explain that to him? It's not the easiest thing to drop in a conversation, Vic. I'm not saying it's easy, Carl. He's angry but you're a stepdad. Oh, he's angry 'cause his mother fucked off to parts unknown. We're having another. Oh, I beg to differ. He needs you. So when you shut him out, it feels like a punishment. I don't shut him out, for fuck sake. Shall I play that voice more for you? Çekim Alanı'na hoş geldiniz. Bugün yine Altuğ ile beraber "Dept. Q" konuşacağız. Cenk herhalde artık geri dönmeyecek Detq'ya. Cenk için başka bir dizi bulmamız gerekecek. Altuğ biliyorsun, bu haftadan sonra üç beş hafta da ara verebiliriz. Tatiller matiller de "Dept. Q" biraz saklayacak. O sırada da artık Cenk'i geri getirebiliriz belki. Cenk'in kendi seçtiği diliyle beraber. Bilmiyorum ne yapacağız ne edeceğiz. Muhtemelen öyle yapacağız çünkü eee çok net ki Cenk'i sarmadı bu dizi ya. Bir bir bir bölümde bitirdi diziye puanını verdi yani. O yüzden pek katılmıyor. E ama neyse biz buluruz yani Cenk'in seveceği bir dizi de buluruz diye düşünüyorum. Cenk'in seveceği mi yoksa Cenk'in söveceği bir dizi mi bulmalıyız? Onu ben karar veremedim abi. Çünkü Last of Us'ta hepimiz o kadar hararetli gömdük ki o bende bir eksiklik şu an. "Dept. Q"yu gömmeye çalışıyorum, gömecek bir şey bulamıyorum, sinirleniyorum abi. Evet, bu beni de eee birazcık sinirlendiriyor. O yüzden gömecek bir şey arıyorum arada dizide eee ama ben de daha bulamadım ya. Böyle hani gömsek, geyik yapsak falan diyorum abi yok dizi gayet iyi akıyor. Hani diyecek fazla bir şey kalmıyor. Hoşumuza gitmiyor. Mesela slogan şey oluyordu abi hani isimleri falan bulamıyorduk. Yapabusele diyor, Toronaga ıvır zıvır falan bir şeyler diyorduk böyle. O keyifli oluyordu bayağı gülüyorduk, eğleniyorduk. Deptq'da abi minimum eğlenme gibi ama podcast çekerken eğleniyoruz yani o kadar kötü değil durum.
Altuğ: Aynen, yok yok kesinlikle değil ya. Ben eğleniyorum gayet güzel. Dizide güzel olunca bence birbirini tamamlıyor. Değil mi? Biraz ciddi olalım ya. Biz her şeyi gülüp eğlenecek insan değiliz. Yoktan öyle aslında. Aynen, kendinize çeki düzen verin biraz. Her şey de gülünmez yani şu.
Soner: Hayatta abi. Peki geçen bölüm senin ilk girişteki sorduğun soruyu bu sefer ben sorayım. Bölüme puanın kaç?
Altuğ: Dördüncü bölüm ve puanım 7,5.
Soner: 7,5. Geçen bölüm 8,5 demiştik. Düşüş var, eyvah!
Altuğ: Evet, düşüş var ya. Bu ama bu ama şey anlamına gelmesin yani hani 7,5 verdim diye hani çok kötü bir bölümdü gibi düşünmemek lazım. Ama bu bir önceki bölüm de böyleydi. Bu son iki bölüm böyle olayları bağlama bölümü olduğu için hani biraz bazı yerlerde "hadi artık" oldum açıkçası. Eee ama hani eee konu hala sarıcı. Yani orada bir sıkıntı yok. Eee hala merak ediyoruz, hala eee güzel sahneler var. Ama dediğim gibi bu bölüm bir de bundan önceki bölüm birazcık böyle konuları bağlamayla geçirilmiş bölümler olduğu için evet o eee ilk ilk iki bölümdeki eee böyle hızlı giriş yoktu diye düşündüm. O yüzden 7,5 verdim ya. Zaten ilk bölümden sonra diğer bölümlerin biraz düşmesi normal. Dörtte dediğin gibi sıkıcıydı bence de ve çok şeyi birbirine bağladı. Artık ben bundan sonra dizinin biraz hızlanmasını bekliyorum abi. Çünkü Merit'in nasıl kaçırıldığını gördük. Az biraz başına neler geldiğini anladık. Senin her zaman sorduğun bu "gölgeler Merit'ten ne istiyor"un cevabını bu bölüm bayağı bir şeyin cevabını şey olduk. O açıdan güzeldi bence. Aynen, %100 katılıyorum yani bundan sonra hızlanacaktır kesinlikle. Çünkü artık o konuları birbirine bağlama seansları bitti yani. Çok büyük bir kısmını bağladılar zaten. Dediğin gibi direkt olarak zaten hani Merit'in nasıl kaçırıldığıyla başladı bu bölüm. Direkt işte şapkayı almak için arabaların olduğu yere gidiyor ve işte yaşlı kadın sesleniyor. Arkasından geliyorlar, yüzünü kapatıyorlar ve kaçırıyorlar. Hani orada artık nasıl kaçırıldığını o zaten bu teoriyi söylemişlerdi, evet. Eee o teorinin de eee işte simülasyonunu izlemiş olduk ve nasıl kaçırdıklarını anlamış olduk Merit'i. O o şekilde başladı zaten. Bize Merit'i kaçırdıktan sonra direkt tıkıyorlar. Merit orada uyanıyor ve anlıyor ki ya hapis olmuş durumda. Neden orada olduğunu tabii ki bilmiyor. İlk sorduğu şey "Kardeşim nasıl? Ona dokunmayın, dokunursanız seni mahvederim" diyor. Sonra direkt Karl'a dönüyoruz abi. Ben bunu sormadan denemeyeceğim. Karl'la terapistin arasındaki dinamik resmen arkadaş gibi. Hani terapist bununla konuşmak istemiyor gibi bu bölüm Karl'la ama geçen bölümde yanına gidip konuşmak için kendisine açı-
Soner: Lıyordu falan. Terapistle Karl'ın arası nereye gidiyor abi sence? Ben çözemedim bu olayı.
Altuğ: Abi, terapistle Karl'ın arasında mükemmel bir ilişki var. Hani izleyenler için çok zevkli olan bir ilişki var. Çünkü terapist ablamız da istiyor ki Karl %100 kendini açsın ve ondan yardım alsın. Ama Karl hani kişilik olarak buna müsait bir ya buna müsait bir kişiliği olmadığı için e o da daha çok aslında mücadele ediyor. Yani bir şey paylaşmamakla, işte kendinin hani iyileşmesine yönelik bir şey yapmamak için bir mücadele ediyor. Psikolog ablamız da bunun farkında olduğu için o da bu sefer hani "umursamıyorum ben o zaman, madem sen de umursamıyorsun" modunda eee oluyor ve o yüzden karşılıklı böyle güzel atışmalar oluyor. Yani izlemesi bayağı eğlenceli ya.
Soner: Kaçan kovalanır moduna mı geçmiş onu mu diyorsun abi? Ters psikoloji mi yapıyor biraz?
Altuğ: Ters psikoloji yapıyor bence. Hani kendi açılmasını bekliyor diye düşündüm ben. Karl'ı Karl da biraz böyle inatçı ve ters bir tip olduğu için o da buna birazcık direniyor ama bir noktada belli ki o şeyi kıracaklar. Ama o da muhtemelen sezonun sonuna doğru olur. Çünkü bence eee bunları da böyle hafif bir duygusal ilişki yaşatırlar diye ben düşündüm yani. Birinci bölümden beridir de bunu düşünüyorum ya. Ben aslında terapistle olan sahnelerin biraz fazla olmasını istiyorum ama her hafta bir kere gittiği için dizi de çok hızlı ilerlemediği için o açıdan tek bir sahne oluyor. O da 2-3 dakika oluyor. Tadından gelmiyor, çok kısa geliyor bana. Daha uzun izlemek istiyorum o sahne.
Soner: Evet evet ben de aynı şekilde. Bir de şey oluyor yani mesela hani böyle şey bir eşit bir dağılım da yok. Mesela bu bölümde de Akram çok azdı.
Altuğ: Çok iyi gözlem abi. Aynı şeyi düşünüyorum. Yani hiç yok gibiydi. Biz tek sonlarda bir gördük falan falan. Hani sonuçta Akram da bu dizinin bayağı önde gelen isimlerinden biri yani ağır toplarından biri ama mesela bu bölüm hiç yoktu yani.
Soner: Evet. Bu bölüm Rose vardı. Akram yerine Rose'u da artık ekibin içine aldı. Yani artık üç karakter tam olarak oturdu ve her birinin rolü de aslında biraz belli oldu. Karl bu arada kendi soruşturmasıyla ilgili de diğer polisleri biraz sıkıştırmaya başladı. Karl iyiden iyiye artık polisliğe dönmüş gibi bir bölüm oldu. Çok iyi. Gidip diğer polislere yol gösteriyor.
Altuğ: Evet aynen. O soruşturmasını yapan dedektif ve yanında iki polis var ya abi, o iki polisin tipi çok iyi değil mi ya? Tam bir hani böyle sıra dışı İngiliz polisi, İskoç polisi gibi tipleri benim çok hoşuma gidiyor. Hani platin rengi kısa saçlı bir kadın var, bir de böyle hani kıvırcık saçlı bir tane erkek polis var. İkisi de sürekli bakıyor böyle bir şeyleri öğreniyor modunda ama tamamen etkisiz elemanın hepsi abi. Tipler çok iyi ya.
Soner: O turuncu saçlı herif zaten hani saçın her tarafı kısa olup sadece arka tarafı uzun olan böyle 1980'ler punk Alman kaleci ekolünden ekolünden gelmiş gibi yani arkadaşımız. Öteki eee platin saçlı kız da öyle o değişik yani harbiden. Abi bu arada sana kötü haberim var. O saç moda bu aralar ve muhtemelen önümüzdeki kışa kadar herkes saçını öyle kestirmeye başlıyor.
Altuğ: Öyle mi? O zaman eee çok laf etmeyeyim. Belki ben de öyle yaparım saçımı. Belli olmaz.
Soner: Abi herkes yapar da sen o saç nasıl durur bilmiyorum. Çünkü şu anki model gayet iyi. Aman değiştirme abi. Yani böyle eee şey yapalım mı yani aklımıza bu sahne, pardon bu bölümle ilgili gelen soruları ya da iyi sahneleri konuşalım mı yoksa böyle yine sahne sahne mi gidelim? Yani istersen değişiklik olsun, aklımıza gelen iyi sahneleri konuşalım.
Altuğ: Çok iyi fikir abi. Direkt sahne sahne gitmeyelim. Mesela mesela ben başlayayım istersen.
Soner: Harika.
Altuğ: Rose dedin ya. Rose'a böyle bayağı bir ağırlık vermiş falan dizi. İşte adam sonuçta eee Rose'a bir task veriyor işte gidip araştırması için vesaire. Mesela ben Rose'un James'e gidip akıl danışması kısmını beğendim. Daha doğrusu akıl danışmak değil de James ona yol gösteriyor ya işte "Şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın. İşte gittiği zaman böyle konuşmalısın" falan falan diye. Eee çünkü Rose da zaten hep böyle aslında saha görevi istiyordu buraya bu departmana gelmeden önce. Hı hı. Eee şimdi o saha görevini aldı ama aslında çok da hani bilmiyor yani sahada ne yapması gerektiğini bilmiyor. Mesela orada James'in ona yol gösteriyor olması fikrini beğendim ben. Hani güzel geldi bana o sahne.
Soner: A ben de çok beğendim. Rose ilk James'in yanına gittiği zaman James womanizer modunda ya aldığı ilaçlar etkisiyle tüm kadınlara saldırıyor. Ben dedim herhalde Rose'la aralarında bir şey olacak. Rose'u şey edecek, taciz edecek falan dedim böyle. Ya sonuçta British hani flört adam eli ayağı durmaz bunları-
Altuğ: N ama neyse. James hani orada profesyonelliğini korudu. Çok güzel bir sahneydi. Çok iyi. Orada Rose'u "groom" etti diyeyim. Hani nasıl diyeyim, eğitti Rose'u, Rose'a özgüven verdi. Rose'a özgüvenle zaten araştırmalarında daha böyle başarılı oldu. Rose'un abi bu arada polisliği de harika değil miydi? O hani komiserin yanına gittiği zaman Mordor diyeceğim, Mor Mor Adası'ndaki komiserin yanına gittiği zaman abi o komiseri çok iyi idare etti. Hani istediği soruları daha sonra sordu. Bu arada hani "history"le işte askerlikle falan ilgisi vardı komiseri yakaladı yani. Komiser Karl'la yaptığı çakallıkları ya da işte pislikleri Rose'la yapmadı. Hatta Rose'a yardım etmesi için oğlunu görevlendirdi.
Soner: Aynen öyle.
Altuğ: Ya bir de orada şey var zaten Rose'u James yönlendirirken aslında hani ölen adam o Henry Jennings'i araştırması gerektiğini e söylüyor ve ona yönlendiriyor aslında Rose hani Henry Jennings'i araştırıyormuş gibi gidiyor oradaki polislerin yanına ve dediğin gibi de işte zaten Karl'ın zaten böyle eee antipatik bir şeyi olduğu için ve eee o adam Karl'dan da nefret ettiği için oradaki polis Rose tabii ona daha sempatik geliyor. Yani çünkü yani hem konuşmalarıyla hem şeyle işte yaklaşımıyla Rose zaten onu eee konuşturuyor aslında konuyla ilgili ve dediğin gibi sonrasında da oradaki de komiserin oğlu olduğu için onu yönlendirerek de eee yardımcı olmasını sağlıyor Rose'a. Rose da ne yapıyor? Buradaki Henry Jennings'in annesinin evine gidiyor. Alisa'ydı adı galiba. Eve gittikleri zaman birincisi öyle bir yerde ev olmaz abi. Bildiğin eee nasıl derler, serbest bölge gibi bir yerde tek bir ev var orada da bu kadın yaşıyor. İmkanı yok abi. Çok ürpertici bir yer. Ben oraya tek başıma girmem. O kadın orada yaşıyor yani. Aslında bu çok büyük bir kırmızı bayrak sallıyor orada. Yani çok büyük şeyler var, sıkıntılar var. Sıkıntı olması lazım o kadında. Neyse eve giriyorlar. Evde kimse yok. Daha sonra polis diyor ki: "A, kadın burada değil. O artık kilisedeydi. Orada işte e gönüllülük görevi yapıyor." Oradaki polisin Rose'u nereden oraya götürdüğünü ben pek anlayamadım abi. Eğer bunu biliyorsa hani o gün kilisede olduğunu onu oraya götürmemeliydi gibi geliyor ama pek anlayamadım. Hani Rose'a bir şey mi göstermeye çalışıyor? Daha mı fazla konuşmaya çalışıyor? Neden oraya götürdü anlamadım.
Soner: Ya orayı ben de çok-
Altuğ: Anlamadım. Hatta zaten senin dediğin gibi Rose da dedi orada e madem hani kiliseye gidiyordu buraya niye geldik amık diye bir soru sordu şeye e o polis memuruna. "I can't fairy you know in a way. Even what was I supposed to ask her? What was it like losing your no offense?" What place it run away modunda da şöyle bir şey var aslında. Hani komiser babası ama onun arasında bir şey var. Yani bir sevmiyorlar birbirlerini. Yani babasını sevmiyor. Çünkü zaten adam da Rose'un yanında oğlunu orada aşağılıyordu falan. Öyle o da yani orada bir çekişme olduğu belli yani. O yüzden de aslında eee bu polis memuru arkadaşımız eee babasını da alt etmek için bir anlamda eee bu platformda eee hani Rose'a yardım etmek ve orada işte olası işte "fraud" şeyleri de ortaya koymaya çalışıyor. Bu arada şey de katılıyorum sana. Yani onun o evin orada olması da çok böyle "suspicious". Yani atık bölgesinde falan öyle bir iş yapıyorlarmış ya. Yol yollarda ölü güvercinler falan var anasını satayım. Martıları falan tekmeliyorlar, donup ölmüş martıları. Kadın orada yaşıyor durumu biraz tabii e biraz fazla şey "point" etmiş yani gibi geldi.
Soner: Evet ya kadını direkt böyle dilinin ortasına şüpheli olarak koydular. Bu arada kadını göremiyoruz. O daha da büyük şüphe yaratıyor. Ne yapıyor? Rose diyor ki "Benim artık feribotla dönmem lazım. Son feribot. Belki bir daha gelirim de bir şey diyor, gidiyor." Daha sonra benim anlamadığım bir sahneye daha geleyim abi o zaman. Yaklaşık bundan sonraki sahne. O da Victoria'nın eve gelmesi, Karl'la konuşması. Abi Victoria anladığımız kadarıyla çocuğuna bakamadığı, Jasper'a bakamadığı için Karl'a bırakmış. Mahkemede bunu zaten ilk sahnede Karl terapist kadınına da söylüyor. Ve geçen bölüm Jasper Victoria onu arayıp ses kaydını dinletiyor Karl'a. Ses kaydını Jasper. Ondan sonra anneannesinin evine gidiyormuş anladığımız kadarıyla ama Victoria diyor ki "Jasper seni çok seviyor. İdol olarak seni alıyor. Seninle iletişim kuramıyor. Onun çok canı sıkkın olduğu için de gitti" diyor. Abi Victoria eve gelip neden bunları anlatıyor? Neden hani bizim bunları anlamamız için Victoria'nın eve gelip bunları anlatması mı gerekiyordu? Bu sahne biraz bana boş geldi.
Altuğ: Evet orada da hani Victoria'yı bir tanıyalım bölümü yapmışlar bence değil mi? Eee çünkü işte zaten ilk bölümden beridir aslında-
Soner: Karl Victoria'yı gömüyor yani.
Altuğ: Hani eee ilişkileriyle ilgili onu işte sorumlu tutuyor. Hani negatif olan her şeyle ilgili. Bir de şöyle bir şey vardı. O psikologla konuşurlarken söylemişlerdi bunu aslında Victoria'nın oğlu olmasına rağmen Karl onun vasisi gibi bir durumda yani çocuğun. Çünkü Victoria zaten gördüğümüz gibi direkt hostes kıyafetiyle geldiği için kadının yurt dışında durmadığını anlıyoruz. Eee ve eee bu nedenle de işte eee yine Karl'ın da açıkladığı gibi bir noktada eee daha iyi ebeveyn olabileceğini düşündüğü için Karl'a vermişler gibi bir mevzu var. O da birazcık bana garip geldiydi. Neyse hani tamam diyoruz bunu öyle öyle olsun diyoruz ama dediğin gibi Victoria'nın gelip bunu anlatmasına ihtiyacımız var mıydı? Eee bence yoktu. Çünkü zaten eee Karl bunları anlatmıştı aslında bize dolaylı olarak.
Soner: Aynen, sadece Victoria'yı gördük ama benim çok hoşuma giden bir şey Jasper'ın aslında Karl'ı bu kadar sevmesini ben beklemiyordum mesela. Hastanede yatarken Karl'ın başında durmuş o iyileşene kadar. Karl bunları hatırlamıyor tabii kendinde olmadığı için falan. Aynı zamanda Karl da aslında Jasper'ı çok seviyor. Çünkü terapiste dediğine göre anneannesini hiç sevmediği için Karl Jasper'ı ona bırakmak istemeyip velayetini almış gibi bir durum var. İkisi de birbirini çok seviyor ama oturup doğru düzgün ilişkilerini konuşamıyorlar. Tabii bu Karl'ın mizaç karakteriyle ilgili orada Karl'ı çıkar House'u koy. Bunu daha önce sen söylemiştin abi. Birebir aynı şeyler olacak, aynı sahneler olacak, aynı soğukluklar olacak. Ya çok aşırı benziyor bu iki karakter. O da hoşuma gidiyor açıkçası.
Altuğ: Evet evet "broken tipler" değil mi? Yani bir şekilde bitleri.
Soner: Aynen ruhları zedelenmiş yani ikisinin de.
Altuğ: Eee bunu da işte bu dışa dönük olarak gösterdikleri agresif tavırlarla e aslında yönetmeye çalışıyorlar gibi bir durum var yani. House'da da bu vardı, burada da bu var. Süper abi. Senin aklında başka sahne var mı? Daha çok saniyemiz var ama hani ya benim aklımda o Victoria'yı olayı biraz değişik. Yani hani harbiden o niye var bilmiyorum. Hani e şeyi mi anlıyoruz burada işte tamam Karl böyle süper adam, manyak polis, evet sorunlu bir kişilik ama bir de işte onun onun bir de hayatı var falan gibi bir şey mi bu? Bilmiyorum yani onu niye yani görüyoruz bilmiyorum. Yani Jasper falan
Soner: Bu Jasper bir noktada bir konu olur zaten de artık başına bir iş mi gelir, uyuşturucuya mı bulaşır, yani yolda mı bıçaklanır falan bir şey olur ama bu Jasper'a yani belli yani. Çünkü çok vurgulanıyor ya. İlk üç bölüm ben Jasper'ı çok itici buluyordum abi. Hatta geçen bölüm biraz konuşmuştuk ama bu bölüm çok sempatik gösterdiler. O hoşuma gitti. Bir de şey sahnesi vardı ya hani Karl oturup kitap okurken bir müzik çalıyor yüksek sesli. Karl Jasper çalıyor sanıyor. Sonra içeri giriyor işte diğer ev arkadaşı adamın adamın adını unuttum. Evans mıydı öyle bir şeydi. Meğersem o dinliyormuş. Daha sonra orada bir güzel muhabbetleri oluyordu o ikisinin. O sahne benim çok hoşuma gitmişti. Karl aslında ilk defa açılıyor ama açıldığı kişi terapisti değil. Hiç alakası olmayan birisine açılıyor. Yani ona hiç yardım edemeyecek birini açılıyor. O açıdan da duygusal bir sahneydi bence. "Here and it came out here after after it went through Hardy's spine. Yeah, oh Hardy slowed down to save my life. He meanwhile paralyzed from the waist down with one good arm and one with half mobility. And as we all know, PC Anderson wasn't quite that fucking lucky. I mean Victoria said he was scared when he saw me in the hospital. How's he going to feel when he hears all of that? How's he going to feel when I tell him that even if we were armed it would have come out the same? Probably us and you know why that is, Martin? I'll tell you because no matter how many fucking platitudes you find on the internet the world is a seriously dangerous place to be where no one is ever safe from one bad surprise ruining their entire fucking life. And do you know why that is, Martin? Because the most dangerous fucking creatures on this planet are us. Now I'm going to take a shower. I'm going to come back. We're going to sit down. We're going to eat that fucking liver preferably in silence."
Altuğ: Evet güzel bir sahneydi. Orada da böyle değişik bir ilişkileri var. O da güzel yani o Hı hı. Eee bu ev arkadaşı mıdır nedir o da mı kiralamıştır o adamın ne yaptığını ben daha hala anlayamadım ama herhalde o da kiraladı evinde eee dediğin gibi bir ona açılıyor e ama o da böyle yüzeysel bir şekilde açılıyor zaten öteki de bir reaksiyon veremiyor yani neticede tabii bir psikolog değil öyle değil mi?
Soner: Kesinlikle.
Altuğ: Ya bu arada yine şeyi söylüyor orada işte hikayeyi anlatırken işte James vuruluyor, omuriliğinden seken kurşun adamın ağzından giriyor, yüzünden çıkıyor falan falan, yaralanıyor yani. Hani orada yine ben yine aynı noktaya geliyorum. O zaman diyorum ki e Karl'ı vurmak istemedi o ateş eden insan. Çünkü James'ten seken kurşunla yaralandı. E bir de yere düştükten sonra hareket ettiğini görürken de vurmamıştı. E o gözünün içine bakan şahsiyet her kimse eee öyle olduğu için de aslında Karl orada bir e hedef değildi diye düşündürttü bana yine.
Soner: Sekiz kez.
Altuğ: Abi aynen. Aynı düşünüyorum. Dediğine %100 katılıyorum ve bir tek ben o sahnede ekstra bir şey ekleyeyim abi. Karl'ın aslında James'i çok sevdiğini de orada ilk defa hani James muhtemelen onun en iyi arkadaşıydı. O yüzden onun vurulması, onun bu hale gelmesi Karl'ı bayağı bir etkilemiş gibi. Zaten Karl'ın yanına gidip hani pardon James'in yanına gidip sürekli bir şeyler içmesi falan filan da onu gösteriyor. İkisinin dostluğu çok iyiymiş. Karl'ın zaten fazla yakın hatta hiç yakın arkadaşı yok. Kimi kimsesi yok. James'in eksikliğini bayağı bir hissediyormuş. Oradan da onu.
Soner: Evet James'e bir şey olup kendisine hiçbir şey olmaması onu aslında yaralıyor. Yani yani James'in işte sevdiği arkadaşının felç kalması, işte öteki çocuğun ölmesi ama eee bizim Karl'ın hiçbir şey olmayıp işte hayatına devam ediyor olması ona aslında ağır bir yük gibi bir durum oluşturuyor. Ya onu veriyor bize. Bunun psikolojide muhtemelen bir adı vardır. Suçluluk hissediyor. Adını terapist falan varsa anlatsın bize. Psikoloji bilgimizin zayıflığını buradan bütün dinleyicilerimize ispatlamış olduk. Çıkarım istiyorsanız bir daha suçluluk duygusu. Suçluluk duygusu dediğimiz şey bu olsa gerek. Biz suçluluk duygusu deriz. Aslında bunun adı işte bilmem ne bilmem ne sendromu falandı. Suçlu.
Altuğ: Aynen, manyak da havalı bir ismi vardır böyle. Söylesen "oha çok iyi hastalıkmış lan keşke bende de olsa" falan dersin. İsmiyle etkiler seni yani.
Soner: Abi bir de hani böyle psikolojik şeylerin kısaltması oluyor ya hani PTSD mesela aşırı kulağa hoş geliyor falan böyle. Sonra bir düşünüyor Allah kahretsin falan filan. Aynen. ADHD falan hani bende ADHD var falan diyorlar mesela. Aynen. Vov çok havalı falan diyesin geliyor ama aslında pek de öyle değil yani.
Altuğ: Tabii. Tebrikler. Ben çalıştım.
Soner: Ben psikolog. Kulaklarını tırmaladığımız saniyeleri geride bırakıyoruz ama hani böyle psikoloji artı polisiye keşke biraz psikoloji bilseydim diyorum ya. O kadar da dizi izledim biliyor musun abi? Psikoloji hiçbir şey aklımda kalmıyor. Neyse sallayalım abi burayı.
Altuğ: Atayım. Evet Altuğ benim aklıma gelen başka bir sahne yok.
Soner: Sonuna doğru olan bir sahne var da var tabii. Daha bir sürü sahne var ya ben olmaz mı? Yani mesela eee şöyle bir sahnemiz var. Eee bu araştırmaların sonunda Liam isimli bir arkadaşa ulaşıyoruz. Hatırladın mı onu? Merit'in eee supervisor'ıyla birlikte eee çalışan bir adam bu.
Altuğ: Evet. İlk bölümde de vardı.
Soner: Var mıydı Liam ilk bölümde?
Altuğ: Liam vardı hatta daha vardı. He sarışın herifi kastetmiyorum ama şey yüzeni diyorsun değil mi? Evet yüzeni diyorum. O var mıydı ilk bölümde? Şeydi Merit'in karşısındaki avukattı.
Soner: Oo götümle izlemişim ben ilk bölümü o zaman. Ben sanki ilk kez burada gördüm herifi ya.
Altuğ: Eee vardı. Peki eee neyse. Liam olan arkadaşımıza gidiyoruz. O işte supervisor dediğimiz adamla birlikte bir şey kutluyorlar ve onunla bir şey konuşmak istediğini soruyor. Çünkü eee zaten işte yaptıkları araştırmalar vesaire eee özellikle işte o Rose'un da katkılarıyla eee Karl'ı Liam'a götürüyor. E onu da eee şununla bağlıyoruz aslında hani Merit'in e Liam'la aslında bir ilişkisi olduğunu ortaya çıkarıyor. Karl, Liam'la beraber takılıyorlarmış. Liam diyor ki işte bir gün çok hararetli bir tartışma içindeydik. Birden beni öptü. Daha sonra da işte sevişti ıvır zıvır yaptı ama sonra bir gün beni bıraktı diyor.
Soner: Aynen. Merit'in sanki abi biraz böyle şey eee ya bu bölümde de vardı ama bana karakter olarak da biraz hani böyle çok nasıl diyeyim, "womanizer" demeyeceğim de onun tersine "menizer" hani böyle sürekli işte birileriyle takılan bir kadın olduğunu gösteriyor ama hiçbir ilişkisi olmuyor. Herkesle takılıyormuş gibi güçlü bir karakter sergilemişti ya kadın. Tabii fazla seks yapması bir şey olduğun anlamına gelmiyor ama öyle bir şey hissettim Merit için mi? Evet Merit için bunu hissetmişim abi.
Altuğ: Abi Merit öyle bir karakter ki yani hayatında olsun istemezsin ya. Gerçekten Allah'ın problemlisi. İşte böyle hayatı bir garip yaşayan eee çok yüzeysel bir tip gibi. Yani hani çok böyle tamam "iş focused" okey. Onu anlıyoruz. Hani orada bir şey yok ama hani sosyal hayatı da bombok bir arkadaşımız ya Merit yani.
Altuğ: Ya Liam'la olan ilişkisi bile öyle yani. Hatta zaten daha sonra işte Liam'la bir iki ay sanırım birlikte oluyorlar falan ve işte o noktada zaten hani Akram'ı az görüyoruz demiştik ya Akram o sahnelerde ortaya çıkıyor. Çünkü böyle abi araştırma konusu olunca hemen Akram'ı serpiştiriyorlar araya. Çünkü onu bize şöyle tanıttılar. Akram evet eee gizemli bir kişilik ama hayvan gibi araştırmacı. Adeta bir eee köpek gibi burnu olan pazı gibi koşan bir arkadaşımız gibi anlattıkları için eee bu böyle araştırmacı gazetecilik isteyen şeylerde Akram giriyor devreye. E şey çok komikti. Rose Mordor'dan geldiği zaman Akram onu bekliyordu. Elinde seccadeyle teravih namazını kılmış Rose'u karşıladı. Daha sonra şey dedi "Senin gelmeni bekliyordum neler yaptın" falan diyelim. Sanki iyi kaptırdı kendini polis polis değil ama yine de baksana Rose'un sorduğu soruya. Rose da anlatıyor hiç böyle "sana ne oluyor aslan" demiyor yani. İyi bir ekip olmuşlar. Eee ama biraz fazla özgüven var Akram'da. Burası Suriye değil oğlum İskoçya orası. O da hala eee Suriye işte gizli güvenlik şefi gibi davranıyor Akram. Eee ama "anyway" Akram ne yapıyor abi? Araştırıyor ediyor ve hep beraber zaten eee otele gidiyorlar. Eee Liam'la Merit birlikte olduğunu söylediği otele ve zaten Liam direkt olarak bir tarih de verdiği için o tarihi araştırmak için gidiyorlar ve tabii ki eee otelin müdürü vermek istemiyor ama eee bizim Karlımız yine o edepsiz ve sert üslubuyla adamı bir şekilde ikna ediyor ve eee kayıtları alıyor. Sonra da eee o kayıtlara baktıkları zaman söyledikleri gibi Liam'la eee birlikte olduğunu görüyorlar uzunca bir süre yani birkaç ay gibi belli bir zamanlık bir de şey olayı da değişik orada e böyle arada giriyorum ama eee Merit kendi ismiyle değil de annesinin ismiyle odaları tutuyor ve ödemeleri yapıyor yani. Onu da nasıl yapıyorsa onu ben anlamadım abi. Sistemi çözmüş kadın ya. Hani kredi kartı var annesinin adına okey ama kimlik olayını nasıl halletti ben onu hiç bilmiyorum. Sahte bir şey mi çıkardı ne yaptıysa artık.
Soner: Vallahi bilmiyorum ya da ne bileyim gidip "sen benim kim olduğumu biliyor musun" deyip Türkiye'deki sistemle çözmüş olabilir yani. Orasını orasını izleyiciye bırakmışlar ya. Aslında onu yeterince anlattık mı bilmiyorum da Merit as-
Altuğ: Lında savcı olduğu için hani çok gelişmiş bir ülkede savcı olmak devlet abi. Yani o kadına kimse dokunamıyor. Gerçekten "ben kimim biliyor musun" derse karşısındaki adam altına işeyebilir yani. Onun hani böyle savcı olduğunu bilsen abi bir de isimleri de havalı ya işte kraliyet bilmem ne savcısı falan. Hani lord lord gibi böyle anlatıyorlar falan. Of falan oluyorsun yani. Zaten ismiyle böyle bir geliyor böyle rüzgar. Eee neyse yani işte o şekilde odayı tutup Liam'la ya da Lion'la nasıl artık telaffuz ediliyorsa onunla birlikte olduğunu öğreniyoruz. Eee ama eee bir şey fark ediyoruz ki eee o kağıda bakmak bir tek Akram'ın aklına geliyor. O kaydı alıyorlar ama kimse bakmıyor ne hikmetse. Bir tek Akram bakıyor ve diyor ki "Ya baba" diyor sen tamam Lion güzel de diyor son gece bir abimizle daha birlikte olmuş diyor. O da Sed miydi Sim Sam.
Soner: Sam hake.
Altuğ: Mi ne? Öyle saçma bir abimiz. Daha sonra Sam'in sahnesine gidiyoruz. Sam'le Merit beraber oluyorlar. Merit evden çıkmak istiyor otelden. E bakıcı ona mesaj atıyor "William'ın sana ihtiyacı var" diye. Merit zaten direkt gitmek istiyor. Sam biraz duygusallaşmak istiyor anladığım Merit'le ama Merit'in umrunda değil. Öyle olunca Sam biraz sinirleniyor işte "sikerler seni Merit" diyor. Son sözü bu oluyor. Merit de arkasını dönüp gülüp gidiyor. Ben orada Merit'in artık William'ı alıp hani feribota binecekmiş gibi bir izlenim aldım. Zaten diyor hani ben babamın yanına gidip geleceğim. Yani aslında bu adamla görüşmesi o şeyden hemen önce olan bir abi. O da garip. Eee Sam'le son tanesini gör. Sam'i öyle bir attılar ki ortaya yani eee benim hiçbir fikrim yok yani hani fikir bile yürütemiyorum eee ya da bir ipucu verdilerse ben kaçırmış da olabilirim ama öyle Sam ortaya atılmış eee bir abimiz ve kim olduğunu da anlamıyoruz yani. Şey de çünkü profil de bambaşka ya işte genç eee kaslı öyle belli ki eee şey bir ne bileyim ya aynı yaşlarda değiller. Daha genç zaten eee o adamla nasıl tanıştı da ne alaka orada yatmaya gittiler falan falan gibi şeyler hep soru işareti. O yüzden ya bir fikrim de yok açıkçası ama en sonunda işte yine o e şeyin içindeyken tankın içindeyken tabii sürekli Merit'i "push"ladıkları için eee zorladıkları için işte "kiminle ne hata işledin hadi bul bakalım" falan oyunu oynuyorlar ya son 28 yıldır 28 yıldır eee yine-
Soner: Eee biz tabii o oyunu oynadıkları zaman eee Merit'in aslında eee bütün kafasında aklına gelebilen insanları da görüyor oluyoruz orada. Ya bu birazcık Agatha Christie romanı gibi abi. Herkesi gösteriyorlar hadi bilin bakalım hangisi gibi bir durum var yani. Ya ben öyle hissettim yani bilmiyorum. Hani işte bak bir de Sam var ha. Hadi bir de bak bir de şu vardı. Eee işte ne bileyim bir de bunun supervisor'ı vardı. Bak bir de Line var falan. Hadi bakalım çocuklar bulun bakalım hangisi falan gibi bir böyle hafif ağzı bir şey var yani. Hani olur ya böyle odanın içinde sekiz kişilerdir. Herkesin hikayesini dinlersin, katil kim bulmaya çalışırsın falan. Birazcık onu hissettim ben.
Altuğ: Abi tam olarak öyle ama bö aslında ritüelin ne olduğunu gösteriyorlar bize. İşte gölgeler diyor ki "hadi sen ne hata yaptın söyle bakalım. Aklına gelen ilk şeyi söyle" diyor. O da Sam diyor. "Sam'i ne yaptın" diyor. "Sam'i kullandım" ondan sonra diyor eee gölgelerde diyor ki "Hayır bu Sam'le ilgili değil ama Sam öldü senin yüzünden" diyor. Benim anladığım kadarıyla bu gölgeler Sam'i öldürecek. Bu konuşmadan sonra Akram ve işte Karl, Rose Sam'i bulmaya çalışırken onun kaybolduğunu ya da öldüğünü anlayacaklar ve oradan bir şekilde ipucu bulmak için ilerleyecekler gibi geliyor bir sonraki. Bu benim çıkarımım.
Soner: Sen o zaman diyorsun ki lineer değil timeline?
Altuğ: Timeline aslında lineer. Çünkü şimdi şey oluyor. Sam'le takılıyor otelde. Daha sonra eve gidiyor William'ı alıyor. William'ı alıp feribota biniyor. Feribotta kaçırılıyor. Bir ay sonra işte ilk defa diyorlar ki "Sen ne hata yaptın? Hadi söyle bize" diyorlar. O Sam olduğunu sanıyor. O bir aydan sonra o ilk ritüelden sonra da Sam'i öldürüyor bu gölgeler gibi.
Soner: Hı hı. Evet olabilir. Bakalım bilemedim. Salladım ama Sam'in niye öldürsünler sorusu şu an akılları kurcaladı ama bir şey var tabii sonuçta zaten olay da o yani. Evet doğru. Peki bir şey daha soracağım ya ben aslında hani bütün konuları konuştuk genel olarak da eee benim orada kaçırdığım bir şey var ya tam anlayamadım. Bir kolye muhabbeti var ya abi.
Altuğ: Abi çok iyi, çok iyi nokta. Evet nasıl unuttuk? Bir kolye muhabbeti var. Ben orayı çok yakalayamadım ya sen takip edebildin mi orayı? Yani böyle bir kolyeyi düşürüyor, geri gidiyor eve almak için falan bir şeyler oluyor ama ben yani kopuk kopuk algılayamadım orayı.
Soner: Abi geçen bölüm aslında Merit'in babası da o kolyeden bahsetmişti ya "gelip o kolyeyi benden almıştı. O benim annemin kolyesiydi" aynen "ve beni üzmek için yaptı" gibisinden bir şey demişti. Abi benim anladığım kadarıyla bu kolyede Soğuk Savaş'tan kalan çok önemli sırlar var ve Merit de işte bunu alıp Ruslara satmaya çalışan bir ajan gibi. Yoksa tamamen sallıyorum da önemini anlamadım ama bu komiserin de o kolyeyi fokusa koyması yani fark edip onu eee şey yapması, deliller arasında işaretlemesi benim de kafamı karıştırdı. Yani bu kolye ne, neden bu kadar önemli? Hiçbir fikrim yok. Düz anlat. Unutmuştum ben.
Altuğ: Aynen ya bir de o kolyeyi düşürmüş, düşürdüğü için geri almak için tekrardan geri gitmiş falan gibi bir muhabbet oldu orada.
Soner: Evet ne kolyeymiş anasını satayım dediğimiz dakikalar oldu yani benim için abi.
Altuğ: Aynen ama bir şey var herhalde orada da onu hiç takip edemedim yani o kolye muhabbeti dediğin gibi son iki bölümdür dönüyor evet eee ama gizemini anlayamadık yani. Bugün bile bir sır bizim için bu. Bu kolyenin önemli olduğunu bir Rose anlıyor. Rose da Akram'a Ekrem'e abi ismini söylemiyorum Akram'a söylüyor bakalım bir sonraki bölümde belki bunu daha fazla tartışırlar. Bu arada Rose işte o buluş hani geçen bölüm o kuşun isminde bir tekne olduğunu fark etmiş Karl'a söyledi ya Karl olayı hiç sallamadı abi. Hani eee pek bir alakası yok gibisinden bir şey dedi hatta kızdı Rose'a falan. Ben orayı yanlış anlamadım değil mi? Öyle oldu.
Soner: Aynen öyle oldu. Aynen dediğin gibi oldu böyle çok sallamadı falan "iyi bravo tebrikler" falan yaptı hatta ama eee bilmiyorum dedim ya böyle çok fazla hani ipucu havalarda uçuşuyor. Oradan herhalde eee bunların tabii bazıları hani izleyiciyi de yanıltmak ve yani çok bir yere fokus etmemek için ya "which is fair" yani iyi aslında. İyi oluyor yani hani mesela çok e tek düze bir konu ve tek düze bir e ilerleyiş olmadığı için hani en azından işte böyle mesela burada onlarca fikir üretebiliyoruz yani. Aksi takdirde "yes or no" gibi olurdu yani. Hemen çözerek ilerlerdik. Abi benim de son bir nokta aklıma şey geldi. O hani Karl'ın kendi soruşturmasıyla ilgili hiçbir ilerleme olmuyor. Karl gidip işte oradaki dedektife birkaç soru soruyor. En sonunda o dedektif de "aa işçilerdi" gibisinden bir aydınlanma yaşıyor. Abi o hikaye hiç ilerlemi-
Altuğ: Yor ve sadece Karl gidip bir şeyler söylediği zaman ilerliyor. O hikaye nasıl hızlanacak onu da merak ediyorum. Dört bölüm geçti onunla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz aslında. O da tamamen bir kara kutu ya.
Soner: Ya onu sezonun finaline bağlarlar bir şekilde. Hı hı.
Altuğ: Ama bir şey diyeyim mi? Bunun bu sezonun eee son iki bölümü çılgın olur yani bence. Eee çünkü bir kısım şeyleri aydınlatırlar, bir kısım şeyleri de daha da böyle merak edeceğimiz hale bürürler ve bizi böyle ağzımızı açık bırakırlar yani. Yani müthiş sezon finali olabilecek bir şeyde gidiyoruz şu anda. Hızla gidiyoruz değil mi? Çünkü o da yani o da bir konuya bağlanacak ve hani onu da merak ediyoruz ve hiçbir fikrimiz yok ne olacağı konusunda.
Soner: Aynen. Ama hatırlıyorsun Akbay grup chat'te şey yazmıştı: "Sezon finali kadar çok iyiydi, sezon finali çok iyiydi." Sonra ben gittim IMDb puanına baktım yok sezon finalini öyle öldürmemişler yani. Puanı iyiydi bayağı. Ben dediğine katılıyorum bence de bayağı son iki bölüm böyle aşırı çekirdekleri alıp işte viskimizi koyup böyle izleyeceğimiz bir dizi kıvamında. Benim ben çok heyecanla bekliyorum abi. Golümmüş bu arada.
Altuğ: Abi bir birisi mesela şeyi beklediği zaman hani o sezon finalinde böyle çok şey çözülsün diye bekleyip de bazı şeyleri diğer sezona attıkları zaman hayal kırıklığına uğrayabiliyor yani. Eee dolayısıyla o yorum da onlardan biri olabilir. Hani böyle çözülsün bir şeyler. Evet hadi bilelim falan dı dersin ama işte sonraki sezona atabiliyorlar yani. Ki bu bence eee adil yani. Hani buna bir şey diyemem eee ama ya tamamıyla böyle "mystery" öteki sezona sarkarsa o zaman tabii bayıyor birazcık ama işte mesela burada şimdi birden fazla olay var. Eee işte merak ettiğimiz birbirinden bağımsız üç tane konu var yani. İşte adamın kendi hayatı, işte adamı kimin vurduğu, bir de işte bu Merit konusu falan falan gibi üç tane farklı bir şey var yani. Şimdi bunların birisini ikisini bağlayıp üçüncüyü hala eee ne olacak diye tahmin edilir bırakırsan bence adil yani. Ama dedim ya bazı insanlar hani şey diye bekliyor: "O o o sezon her şey çözülsün bitsin sonraki maçlara bakalım" diye. O beklentiyle beklersen hani dizi daha düşük puanmış gibi gelebilir yani. Öf ne uzun anlattım. İyi anladık ama anlamayan varsa yine bana ulaşsın ben Altuğ'un numarasını vereceğim.
Soner: Abi dediğine örnek şöyle bir şey vereyim. "Slow Horses" diye bir dizi var ben çok seviyorum. Bu da Apple TV'de bir şey polisiye. Orada her sezon konuyu bitiriyorlar abi ve her sezon 6 bölüm ve her sezon gerçekten aynı tempoda aynı güzellikte gidiyor. Oyunculuklar falan filan güzel. "Dept. Q" da bence aynı şekilde bitecek gibi geliyor yani. Bütün her şeyi çözüp kapatacaklar gibi geliyor. Devamı olacak mı bilmiyorum hiç araştırmadım. Bu arada bu bir Kuzey Polisiye kitabıymış abi. Norveç ya da Finlandiya yanlış yapmayayım. Öyle bir kitaptan da alıntıymış.
Altuğ: Aynen "Nordic" diyorlar hatta. Nordic Norveç olabilir ya. Nordic. No Gramlik İsveççe söylüyor ya.
Soner: Dönmesin bu abi. "Nordic Noir" diye geçiyordu o. O da black atmosfer. Yo şey Skandinavya diyor. Hani Skandinavya deyince ne oluyor tam bir yani hani o hangi ülke onu emin olamıyorum şu an. Abi işte İskandinav zaten oradaki ülkelerin tamamı. Yok üçü finali hariç şey o zaman bugünün spoilerı olarak "Slow Horses"tan sezon finalini söylemeyecek misin? Her bölüm bir spoiler veriyoruz abi.
Altuğ: Abi bu bu haftanın spoilerını ben şeyden "Squid Games"ten vereyim. Hatta ikinci ve üçüncü sezonun tamamının spoilerını vereyim. Abi çok boktan ikinci ve üçüncü sezonu. İzlemeyen varsa başlamayı düşünen varsa izlemesin. Çok kötü gerçekten yani üçüncü sezonun son oyunun son sahnesinde ilk sezon oyunu kazanan adam kendini öldürüyor. Daha büyük sp-
Soner: Çok büyük spoiler. Bölümümüzü de o kadar şey o kadar kötü bitiyor ki anlatamam yani. Abi çekmesinler ya. Birinci sezon güzel diye ikiye üçe gitmesin. Neden böyle yapıyor? Para pul değil yani bu başka bir şey.
Altuğ: Abi para için insan kendini rezil etmez bu kadar.
Soner: Abi niye öyle oluyor biliyor musun? Şimdi kestiremiyorlar ya o yüzden mesela birde hemen bitirmek istemiyor adam. Yani böyle bir bir açık kapı bırakıyor ki hani oradan bakayım duruma göre yürürüm ben diyor yani. Ama işte öyle olmuyor ya. Ya o gitmiyor yani. O aynı etkiyi vermiyor yani. O yüzden şöyle bir yönetmen lazım bize idealist diyecek ki "Ya ben şunları şunları çekeceğim bitireceğim anasını satayım ne olursa olsun" diyecek. Mesela Dark'taki gibi abi. Adam giriş gelişme sonucu planlamış çekti bitirdi bitirdi yani. Ha beğenirsin beğenmezsin ayrı bir şey yani. Ama arada hiç uzatılmış esnetilmiş böyle gevşetilmiş bölüm yok yani.
Altuğ: Yok abi saçmalık. Bizim buna ihtiyacımız var abi.
Soner: Evet bizim böyle Türk toplumunun buna ihtiyacı var abi. Koyacaksın Nuri Bilge Ceylan'ı "Squid Games"e. "Game"e bak "games" diyorum yani multiple season olunca abi çoğulaştırıyorum artık yani. Dur dur birinin dur demesi lazım abi bu saçmalıklara. Ben gerçekten sıkıldım ya oturdum izledim. En sonunda şey oldu. O kadar kötüydü ki ilk bölüm abi üçüncü sezon. Diğer bütün şeyleri bölümleri sararak hızlı hızlı yarım saatte bitsin hadi ya of o kadar kötüydü. Bence "John Wick"te de aynı şeyi yaptın biliyor musun Altuğ? "John Wick"in bir iki üçünü hangisinde "John Wick"i abi ilk izliyordum köpek öldürüyorlar falan "John Wick"ten de bir spoiler vereyim madem hazır hızımı aldım. Abi bir baktım paso dövüş var paso dövüş var. Lan Kevin mi izliyoruz yani? Neyse dedim ben bu dövüşleri hızlı hızlı sarayım. Abi yarım saatte bitti biliyor musun? Dövüşleri sarınca üç saat.
Altuğ: Evet bravo abi. John Wick benim için de öyle oldu. İşte hani adamın köpeğini öldürdüler falan adam geri geldi "revenge" için. "Revenge" için falan o mesela benim hoşuma gitmişti hani böyle ne bileyim işte köpek falan da seviyoruz ya.
Soner: Aynen aynen abi. Sonra ama ama full dövüş abi.
Altuğ: Evet ya yani başka hiçbir şey yok ya. Paso dövüşüyor herif.
Soner: Evet yani. O 2 buçuk saat dövüşüyor abi adam. 13 dakika falan. Ya konunun toplamı 13 dakika aslında. Ben böyle pıt pıt pıt izledim çok da memnun kaldım. "John Wick" bence izlenecek bir seri değil abi birden sonra. Biraz fazla iddialı mı oldum bilmiyorum da yani o kadar da güzel değil bence.
Altuğ: Yok abi yok yani net güzel değil yani. Ona güzel diyen bu programı dinlemesin lütfen.
Soner: "John Wick harikadır" diyen varsa ya "John Wick"in dövüş sahnelerini falan övün evet ama filmi övmeyin abi. Filmde filmde bir şey yok yani gözünüzü seveyim. Abi "Revenge" filmi istiyorsanız ben sadece "Kill Bill"i önereyim şimdi. O çok güzel. Uzak doğudan da "Oldboy"u önereyim. O da bayağı güzel. Başka aklıma "Revenge Movie" gelmiyor zaten. Bu ikisi harikaydı.
Altuğ: Aynen. Evet abi zaten "Kill Bill 1" dediğin olay e olayın tamamı "revenge" ya. Adam yani üç sezon "revenge" yapmış yani. O güzel bir film yani.
Soner: Aynen süper. Bu arada Tarantino filmlerinde oynayan adamın teki öldü 67 yaşında adamın unuttum. Evet bir şey Madsen mıydı? David diyeceğim de değil ya. O herifi seviyordum ben ya. İyi karakteri hep de böyle ikinci sınıf rollerde oynardı rahmetli.
Altuğ: Aynen ama seviyordum herifi. Böyle pis herifleri iyi oynuyordu. O adam kendisi de öyle olduğu için olabilir tabii. "Kill Bill"de oynuyordu oradan aklıma geldi.
Soner: Aynen Andy Dık Andy Dık adını hatırlamadık ama Allah affetsin ya. O da affetsin toprağı da bol olsun.
Altuğ: Diye "trailer" mükemmel. O zaman beşinci bölümü ben biraz daha böyle "action" olacak daha fazla şey göreceğiz gibi hissettiğim için çok merakla bekliyorum. İlk dört bölümden daha fazla bekliyorum. Bir harika başladı. İkiyi o kadar merak ediyor muydum bilmiyorum ama beşi çok merak ediyorum şu an derin ada.
Soner: Evet evet abi. Çünkü bağladılar artık mevzuyu. Bundan sonra hızlanırız, daha da hızlanırız. O zaman beşinci bölümde görüşmek üzere diyorum ben. Hoşça kalın.
Altuğ: Evet beşinci bölüm görüşmek üzere. Hoşça kalın. Hoşça kalın. Hoşça kalın. Hoşça kal. Hoşça kal. Will begin to heat up as pressure increases at five atmospheres or 50 meters depth. The temperature inside of the chamber will be around 32 Celsius or 90 degrees Fahrenheit. The rule of thumb is the deeper the hotter oxygen will become denser and it will become tougher to breath. A person may start to experience hyperoxia or high levels of CO2 in their breathing. These symptoms include trembling, sweating, confusion, headaches and vision.